Kaçmak da Bir Tercihtir

Kalbinin derinliklerinde sahip olduğu şeylerden kaçabilir ama kurtulamaz bir kişi. İnsanın içinde olandan kopması zordur. Bu şekilde uzaklaşması ise aynen bir lastiğin esnetilip bırakılması gibidir. En sonunda “şşrraaak” diye kendine geliverir. Eğer bu yönde zorlarsa, büyük gelecek travmalarının da önünü açmış olur.

Bu konuya neden girdim? Çünkü kaçarak yaşamaktan bahsetmek istiyorum. Kesinlikle korkaklıktan değil, sadece kaçmaktan. Çoğu zaman acı çekmemek için yapılan kaçıştan. Nihayetinde, kaçanlar da kalanlar da dosttur. Dikkat edilmesi gereken iki tarafın da iyileri ve kötüleri olduğudur. Mesafeli yaklaşmanız gerekenler, kötü olanlardır. Diğerlerine “ulaşamasanız da”, içinizde sevgi olarak yer almaya devam ederler. Sadece yollarınızın kavuşmadığını bilerek üzülürsünüz. Konunun burasını sündürmek istemiyorum.

Kalpten gelenin nedeni yoktur. Bu yüzden daha güçlüdür. Hissettirir kendini. Sıkıntının sebebi içgüdülere ters gitmektir. Yaptığınız işten sıkılıyor ve mesainin bitmesini bekliyor olmanız bile, yanlış şeyi yapıyor olduğunuzun göstergesidir. Bu hayata gelme amacınız olan şeyle ilgilenmiyorsunuzdur. Toplumun ve ailenizin baskıları sonucu, kolay olanı olmasa bile basit olanı seçmişsinizdir. Sonuçta birçok kişinin yaptığı ve yol çizdiği işler; denenmiş, başarısı neredeyse garantili işler değil midir? Krediye girer ev alırsınız, borçla evlenirsiniz, çocuğu taksitle okutursunuz… Sonrası hüsran. Asıl önemlisi, belli bir yaşa geldiğinizde o hüsranın farkında bile olmazsınız. Ya arkada bıraktığınız hayalleriniz? Hani siz Oscar kazanan ilk Türk oyuncu olacaktınız? Hani NBA’de oynayan ilk Türk olma hayaliniz? (O yapıldı canım)

Hayatta böyle böyle birçok meseleden kaçıyoruz. Kendimizi işe veriyoruz, evcil hayvanımıza kaptırıyoruz veya sevdiğimiz kadına/adama sarılıyoruz. (sarıyoruz) Oysa kaçmak, süreyi uzatmaktan başka bir işe yaramaz. Kaçınılmaz olan önünde sonunda gerçekleşir. Yapılan, uzunluğu tartışılır, kısa vadeli bir çözümdür. Ya da vadeniz tükenir ve her şey en baştan başlar. Başkalarını bilmem ama benim hayatta en bunaldığım şeylerden biri, başarısız olup, atlattığım sınava tekrar girmekti. Böyle bir bedeli bütün hayatım konusunda ödemek istemediğimden, benim tercihim yüzleşmekten yana. Kısa vadeli çözümümün sonuçlarının, birkaç hayat boyu sürecek olabilmesi fikrine ise hiç sıcak bakamıyorum.

Yaşadığım ülkede birinci elden gördüğüm kadarıyla kişisel kaçışın gün gibi ortada olan sonuçları var. Kiminde dışa ulu orta bir şiddet çıkıyor ve çevresini ya da sosyal hayatı kasıp kavuruyor. Kiminde ise din sandığı şeye sıkı sıkı bağlanmak olarak vücut buluyor. Ritüeller geliştiriyor, bunları tekrarlıyor ve herkese dayatmaya çalışıyor. Hatta kendi gibi olmayan herkesi ve her şeyi yargılamaya kadar uzanabiliyor. O biriken enerjinin bir yerden gün ışığına kavuşması lazım pek tabi. Kaçışların; insanın kendine olduğu kadar dışarıya da etkileri olduğu bir gerçek. Dışavurumları da benzer şekillerde fiziki ya da manevi intikam olarak, o çevrenin içinde yaşayan bizlere dokunuyor. Sonra bir bakmışız, toplumu bırak, dünya halkı olarak yozlaşmaktayız.

Doğruların herkese göre değiştiğini biliyorum. Kalbimin söylediği bu. Bu yüzden, kaçmakta olunan yön, her zaman gidilmesi gerekenin aksi değildir. Bilakis ta kendisi olabilir. Belki bir yan yoldur. Belki kalbinden gelen yüzleşmek değil, tersidir. Herkesin kendi yolunu bulması gerekiyor. Öğrenilmesi gereken, kalbin sesini dinleyebilmektir. Boşver, hata yapıyorsan da, “inandığın” hisler uğruna hata yap. Pişman olunmayacak tek hata çeşididir.

Bu hayatta kalbinin sesini dinlemek önemli. Bunun için insanın kendini tanıması gerekiyor. Kendinin farkına varması gerekiyor. Yalnız bu maceraya atılırken de şunu unutmaması lazım; “Farkındalık yolu, yapayalnız bir yoldur.” Herkes bu yolu tek başına yürür. Bütün insanları kapsayan bir kullanma kılavuzu olmadığından, bu haritasız yol çok çetin mücadelelerle doludur. Büyük hayal kırıklıkları ve acıyla… Onaylanmama ve dışlanmayla… Ve muhteşem bir yalnızlıkla…

Çok haklı nedenlerden dolayı bu engellerle yüzleşmek istemeyebilirsiniz. Kaçmayı tercih edebilirsiniz. Yan yollar ararsınız. Şablona uyup mutlu olmaya çalışırsınız. Haklısınız. Bu yüzden kimseyi suçlamıyorum ya da kimseye kızmıyorum. Hatta bazen kaçak yaşayanları daha çok seviyorum. Daha duygusal olduklarından, daha romatik olduklarından ve daha hassas olduklarından. Sadece o dışarıdaki kabuğu kopartacak kadar onlara yaklaşmaya niyetim olmuyor çünkü altında gerçekleşecek patlamanın üzerime sıçramasını istemiyorum. Ben de; o kişinin hayatına dokunup, farkındalık yolunda vurup fırlatacağı bir taş olmaktan kaçıyorum. Belki benim de bunun üzerine eğilmem gerekiyordur. Bazen, insanlarla iletişim kurmadan da onlara dokunmak mümkün olsaydı diye düşünüyorum. Benim de haklı gerekçelerim var.

 

Son olarak ben, ertelemek ya da kaçmak yerine yüzleşmeyi tercih ediyorum. Neo’nun dediği gibi; “Because I choose to!”

Kalabiliyorsanız sevgiyle kalın 🙂

 

Bu yazı Genel, Kişisel Fayda kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.