Kaçmak da Bir Tercihtir

Kalbinin derinliklerinde sahip olduğu şeylerden kaçabilir ama kurtulamaz bir kişi. İnsanın içinde olandan kopması zordur. Bu şekilde uzaklaşması ise aynen bir lastiğin esnetilip bırakılması gibidir. En sonunda “şşrraaak” diye kendine geliverir. Eğer bu yönde zorlarsa, büyük gelecek travmalarının da önünü açmış olur.

Bu konuya neden girdim? Çünkü kaçarak yaşamaktan bahsetmek istiyorum. Kesinlikle korkaklıktan değil, sadece kaçmaktan. Çoğu zaman acı çekmemek için yapılan kaçıştan. Nihayetinde, kaçanlar da kalanlar da dosttur. Dikkat edilmesi gereken iki tarafın da iyileri ve kötüleri olduğudur. Mesafeli yaklaşmanız gerekenler, kötü olanlardır. Diğerlerine “ulaşamasanız da”, içinizde sevgi olarak yer almaya devam ederler. Sadece yollarınızın kavuşmadığını bilerek üzülürsünüz. Konunun burasını sündürmek istemiyorum.

Kalpten gelenin nedeni yoktur. Bu yüzden daha güçlüdür. Hissettirir kendini. Sıkıntının sebebi içgüdülere ters gitmektir. Yaptığınız işten sıkılıyor ve mesainin bitmesini bekliyor olmanız bile, yanlış şeyi yapıyor olduğunuzun göstergesidir. Bu hayata gelme amacınız olan şeyle ilgilenmiyorsunuzdur. Toplumun ve ailenizin baskıları sonucu, kolay olanı olmasa bile basit olanı seçmişsinizdir. Sonuçta birçok kişinin yaptığı ve yol çizdiği işler; denenmiş, başarısı neredeyse garantili işler değil midir? Krediye girer ev alırsınız, borçla evlenirsiniz, çocuğu taksitle okutursunuz… Sonrası hüsran. Asıl önemlisi, belli bir yaşa geldiğinizde o hüsranın farkında bile olmazsınız. Ya arkada bıraktığınız hayalleriniz? Hani siz Oscar kazanan ilk Türk oyuncu olacaktınız? Hani NBA’de oynayan ilk Türk olma hayaliniz? (O yapıldı canım)

Hayatta böyle böyle birçok meseleden kaçıyoruz. Kendimizi işe veriyoruz, evcil hayvanımıza kaptırıyoruz veya sevdiğimiz kadına/adama sarılıyoruz. (sarıyoruz) Oysa kaçmak, süreyi uzatmaktan başka bir işe yaramaz. Kaçınılmaz olan önünde sonunda gerçekleşir. Yapılan, uzunluğu tartışılır, kısa vadeli bir çözümdür. Ya da vadeniz tükenir ve her şey en baştan başlar. Başkalarını bilmem ama benim hayatta en bunaldığım şeylerden biri, başarısız olup, atlattığım sınava tekrar girmekti. Böyle bir bedeli bütün hayatım konusunda ödemek istemediğimden, benim tercihim yüzleşmekten yana. Kısa vadeli çözümümün sonuçlarının, birkaç hayat boyu sürecek olabilmesi fikrine ise hiç sıcak bakamıyorum.

Yaşadığım ülkede birinci elden gördüğüm kadarıyla kişisel kaçışın gün gibi ortada olan sonuçları var. Kiminde dışa ulu orta bir şiddet çıkıyor ve çevresini ya da sosyal hayatı kasıp kavuruyor. Kiminde ise din sandığı şeye sıkı sıkı bağlanmak olarak vücut buluyor. Ritüeller geliştiriyor, bunları tekrarlıyor ve herkese dayatmaya çalışıyor. Hatta kendi gibi olmayan herkesi ve her şeyi yargılamaya kadar uzanabiliyor. O biriken enerjinin bir yerden gün ışığına kavuşması lazım pek tabi. Kaçışların; insanın kendine olduğu kadar dışarıya da etkileri olduğu bir gerçek. Dışavurumları da benzer şekillerde fiziki ya da manevi intikam olarak, o çevrenin içinde yaşayan bizlere dokunuyor. Sonra bir bakmışız, toplumu bırak, dünya halkı olarak yozlaşmaktayız.

Doğruların herkese göre değiştiğini biliyorum. Kalbimin söylediği bu. Bu yüzden, kaçmakta olunan yön, her zaman gidilmesi gerekenin aksi değildir. Bilakis ta kendisi olabilir. Belki bir yan yoldur. Belki kalbinden gelen yüzleşmek değil, tersidir. Herkesin kendi yolunu bulması gerekiyor. Öğrenilmesi gereken, kalbin sesini dinleyebilmektir. Boşver, hata yapıyorsan da, “inandığın” hisler uğruna hata yap. Pişman olunmayacak tek hata çeşididir.

Bu hayatta kalbinin sesini dinlemek önemli. Bunun için insanın kendini tanıması gerekiyor. Kendinin farkına varması gerekiyor. Yalnız bu maceraya atılırken de şunu unutmaması lazım; “Farkındalık yolu, yapayalnız bir yoldur.” Herkes bu yolu tek başına yürür. Bütün insanları kapsayan bir kullanma kılavuzu olmadığından, bu haritasız yol çok çetin mücadelelerle doludur. Büyük hayal kırıklıkları ve acıyla… Onaylanmama ve dışlanmayla… Ve muhteşem bir yalnızlıkla…

Çok haklı nedenlerden dolayı bu engellerle yüzleşmek istemeyebilirsiniz. Kaçmayı tercih edebilirsiniz. Yan yollar ararsınız. Şablona uyup mutlu olmaya çalışırsınız. Haklısınız. Bu yüzden kimseyi suçlamıyorum ya da kimseye kızmıyorum. Hatta bazen kaçak yaşayanları daha çok seviyorum. Daha duygusal olduklarından, daha romatik olduklarından ve daha hassas olduklarından. Sadece o dışarıdaki kabuğu kopartacak kadar onlara yaklaşmaya niyetim olmuyor çünkü altında gerçekleşecek patlamanın üzerime sıçramasını istemiyorum. Ben de; o kişinin hayatına dokunup, farkındalık yolunda vurup fırlatacağı bir taş olmaktan kaçıyorum. Belki benim de bunun üzerine eğilmem gerekiyordur. Bazen, insanlarla iletişim kurmadan da onlara dokunmak mümkün olsaydı diye düşünüyorum. Benim de haklı gerekçelerim var.

 

Son olarak ben, ertelemek ya da kaçmak yerine yüzleşmeyi tercih ediyorum. Neo’nun dediği gibi; “Because I choose to!”

Kalabiliyorsanız sevgiyle kalın 🙂

 

Genel, Kişisel Fayda kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hayat Bekara Kolay Mı?

Bu aralar, çevremde ev alanların artması üzerine aklıma şu nadide soru takıldı; Neden bekara ev vermezler?

Özellikle öğrencilik hayatı sırasında erkeklerin çokça duyduğu bir cümle galiba bu. Boşuna dememişler, “Öğrenci tehlikeli adamdır.” diye. Hele bir de erkek ise.

Aklıma bu soru geldiğinde düşündüğüm şey, bekar bir adamın evde ne gibi sorunlar çıkartabileceği oldu. Öncelikle bekar birinin özelliklerini inceleyelim.

1) Bekar

2) Genç (olabilir)

3) Bekar

4) Dikkatsiz

5) Asi

6) Bekar

7) Dağınık

8 ) Gürültücü

9) Sorumsuz

10) Bekar (Artık bekarı ne anlamda kullandığımı anlamış olmanız lazım) 🙂

11) Misafirperver 🙂

12) Alkol (edit)

 

Ben aklıma gelen başlıkları saydım. Bakalım yazarken daha başka özellikler aklıma gelirse ilave ederim.

Bekar olmayı şimdilik ele almayacağım. Önce genç’ten başlıyorum. Bir bekar genç olabilir. Olsun. Genç olursa ne olur? Olabilecek en kötü şey apartmanın yaş ortalamasını düşürmesidir. Bu da sanıyorum çok kötü bir şey değil. Emlak sektöründe fayda sağlayacak bir şey midir bilmiyorum ama gençler öyle korkulacak yaratıklar değildir. Genç erkeklerden bir nebze korkulabilir fakat onlarda sonuçta insandır. Zaten bir komşu diğer bir komşuyla en fazla ne kadar muhatap olabilir ki? Komşuluk ilişkileri gelişmiş kişiler arasında komşu ziyaretleri olur tabii ama bir komşunuzun evine de gitmeyi verin. En kötü televizyonu kendi evinizde seyreder çayınızı kendiniz demlersiniz.

Bir bekarın dikkatsiz olması… Hımm. Dikkatsiz bir bekar, özellikle de genç ise başınıza bela açabilir mi? Evde yapabileceği en beter şey nedir? Işıkları açık unutmak? Buzdolabındaki yemeklerin bozulması? Masaya sehpaya çarpmak? Evet bunların hepsi mümkün. Ancak bunun diğer insanlara ne gibi zararı olur? Buzdolabındaki yemekler bozulursa ve buna dikkat etmezse sadece bekarımızın midesi bozulur ya da gıda zehirlenmesinden hastaneye kaldırılır. Bu da ancak kendisini veya ailesini ilgilendirir. Işıkları açık unuttuğu takdirde de kendi ödeyeceği faturaları şişirmiş olur. Bekarımızın salonda açık bıraktığı ışığın uyurken sizin gözünüze girmesi gibi bir ihtimal yoktur. Şimdi aklıma bir şey daha geldi. Bir bekar çöpü dışarı çıkarma zamanına dikkat etmeyebilir. Ellemeyin. Bırakın evdeki kokudan kendisi rahatsız olsun.

Gelelim bekarımızın asi olmasına. Ben henüz apartman boşluğuna kafayı çıkartıp, “Bu apartmanın kuralları bana işlemez ulen, devireceğim yönetiminizi!” diyen birine rastlamadım. Yapmaz zaten. Neden yapsın? Unutmayın ki kiracılar yönetici olamıyor. Adamın yönetime oynama şansı yok. Yani demokrasi onun faydasına çalışmıyor. Aidatı aksattığı takdirde de ev sahibi kendisini uyarır veya en sonunda mahkeme yoluyla borcunu ödemek zorunda kalır. Ben, bir apartmanda ev sahibi olup, yüksek diye aidata karşı çıkanlar biliyorum. Kiracıya gelene kadar daha neler var… 🙂

Bekarı sona bırakıyorum. Dağınık bir kiracı. Hem de bekar. Ailemizin yanında yaşarken hepimiz dağınık değil miydik? Odamızı arkamızdan annemiz toplamaz mıydı? Bu da zaten haftada bir kez filen olurdu. Kendiminkinden değil ama arkadaşın kırtasiye malzemeleri bulunan çekmecesinden kirli çorap çıktığını biliyorum. Daha dün gibi. Ancak ben dağınığım diye kapımıza gelen bir komşumuz olmadı. Küçüklüğünde Obsesif Kompülsif Bozukluk’tan muzdarip ve bütün giysileri katlı, eşyaları düzenli kişiler benim yazdıklarıma anlam veremiyor olabilirler. Zaten onlar için konuşmuyoruz. Çoğu genç dağınıktır ve arkasını annesi toplamıştır. Yine bu konuda da, üstü örtülmemiş bir yatağın, diğer apartman sakinleri için sorun olacağını zannetmiyorum. Eğer bir apartman sakini, “Bu herif yatağını örtmüyor, her sabah arkasından kızım topluyor!” diyorsa, eh o zaman kızını bir kenara çekip konuşacaksın ya da hiç konuşmayacaksın. 🙂

Gürültücü. Bir bekar, evde kendisine “Sus, kıs, tıs” diyecek biri yoksa gürültü yapabilir. Bu doğru. Bekarın gürültüsü denince de akla gelen müziğin sesinin açılmasıdır. Tabii ki bekar birisi, ister kadın olsun, ister adam (aklıma kadınadam tabiri geldi, nedense eklemek istedim), müzik dinleyecektir. Ancak bir kişi normal saatlerde, bir insanın kapasitesinden daha yüksek sesle müzik dinliyorsa, o kişi bekar değil, ya sağırdır ya da salak. Eğer geç saatlerde yüksek sesle müzik dinliyorsa, zaten bunu kendi evinde de yapıyordur ve ona daire kiralamamanız sorunu sadece lokasyon açısından çözecektir. Alt katta oturan teyzeyi örnek vereyim. Telefon konuşmalarını bizim evden çok net duyabildiğimiz zamanlar oluyor. Kendisi bekar değil. Ancak bu gürültü yapmasına da engel değil. Bir de örnek olarak arkadaşımın komşusu yaşlı teyze var. Televizyonun sesini öyle bir açıyor ki, seyrettiği diziye bir sardırıyoruz ve kanal değiştirdiğinde isyan edesimiz geliyor. E n’apalım? Fatmagül’ün sonunu merak ediyoruz. Madem öyle yaşlılara da ev kiralamasınlar. (Bu arada yazıyı yazdığım kelime işlemcisi, “kiralamasınlar” ‘ın altını çizdi. Ne gibi bir hata bulduğunu anlayamadım.)

Sorumsuz bekarın problemleri birazcık dikkatsiz’inkine benziyor. Evet aidatı yatırmayı unutabilir ya da kirayı geciktirebilir. Dediğim gibi bunun mahkeme içeren yolları var. Evde kedisi mi var? Onu aç bırakabilir. Hayvan hakları derneklerini ilgilendirir. Tabii eylem yapmaktan “eylem” yapmaya vakit bulabilirlerse. Işıkları açık bırakırlar. Bize ne kardeşim, onun faturası, onun parası. Apartman kapısını açık bırakabilirler. İşte en sevdiğim uyarıdır. “Apartman kapısını arkanızdan kapatınız.” Kapanmayan apartman kapısının çözümü, kapıyı kapatan hidroliği daha iyi bir ustaya yaptırmaktır. Ya da yöneticinin masraftan kaçmamasıdır. Kimin apartman kapısı ev kapısı gibi bana söyler misiniz? Bu kapıları zaten otomatik olarak kapansın diye tasarlamışlar. Bekar kendi ev kapısını hiç açık bırakıyor mu? Hayır. Genç ya. Bekar ya. Kesin o açık bırakıyordur.

Geldik misafirperverlik konusuna. Bunu biraz da “bekar” ‘la birleştirerek yazmak istiyorum. Evinde bulamadığı rahatlığı ve boş alanı yeni dairesinde bulan bekar, evine bir sürü insan çağırıp partiler yapar. Sanırsınız alt katta Hugh Heffner oturuyor. Kaç bekarın ev partisine gittiniz şimdiye kadar? Genelde 3-4 mazbut adam, bir ikisinin kız arkadaşı ve “ev sahibi” bulunur. Evet bir konu daha geldi bu arada aklıma; alkol. Hemen yukarıya ekliyorum. İnanın bana bu çok hevesli başlayan ev partileri bir noktadan sonra kesiliyor. Bir süre sonra, geriye kalan bulaşıkları yıkamaktan ve ortalıkta kalan döküntüyü toplamaktan bekarımıza gına geliyor ve evine tek tük insan çağırmaya başlıyor. Bunun aksini yapanlar az sayıda. Tabii bir de erkek adamın (“bekar”) (asıl bekarın ne olduğu şimdi anlaşıldı mı?) 🙂 evine kız getirmesi olayı söz konusu. Eh o kadarcık da olsun, eve bir kız eli değsin. Merak etmeyin, Türkiye öyle sanıldığı gibi Charlie Sheen cenneti değil. Her bekar evinde seks partileri düzenlenmiyor.

Sonuç olarak bu yazıyı matrak bir amaçla yazdığımı söylemek istiyorum. Bütün bu saydıklarım pek tabii apartman sakinlerini rahatsız edebilir. İnsanlar gürültüden ya da apartmana girip çıkanlardan rahatsız olabilirler. Kimse gecenin bir yarısı son ses açılmış müzik duymak istemez. Özellikle bu müzik metal veya rock müzik ise. Ben bir “rockçı” olduğum için değinmeden geçemedim. Rock Forever.) Bir bekara ev verilmemesinin asıl nedenleri bambaşka. Kirayı ödemezse veya ödeyemezse… Eve bakmaz da ev dökülürse… Sonuçta o ev daha sonra bir daha kiraya verilecek ve bakımlı kalması gerekiyor. Evet bekar bir adamın evine kız gelmesine hoşgörüyle bakmayan tutucu apartmanlar da çoğunlukta. Ancak bu konuda da hepimizin biraz daha gelişmesi gerekiyor. İnsanları bu kadar kıstırarak adaba meylettiremeyiz.

Eğer bir bekarsanız ve bazı trajikomik sorunlarla karşı karşıya kaldıysanız, yazının altına yorum bırakabilirisiniz. Eğer yazının altında yorum görmezsem, kiracı cenneti bir ülkede yaşadığımızı düşünmeye başlayabilirim. Ona göre. 🙂

 

Özcan Söylemezoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Genel, Güncel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İnternetten Para Kazanmak

İnternetten Para Kazanmak Mümkün Mü?” isimli yazımda, internetten para kazanmak isteyenlerin nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda yazmıştım. Site istatistiklerine baktığımda bu yazının oldukça rağbet gördüğünü gözlemledim. Yaşam koşullarının zorlaştığı günümüzde bu konu, beklediğim gibi ilgi çekiyor. Bir sonraki yazıda bu konuya devam etmek istiyordum fakat farklı bir şey yapmaya karar verdim. O yazının ikincisini daha sonra eklemeyi düşünüyorum.

Bu yazıda bahsedeceklerim özellikle İngilizce bilenleri sevindirecek cinsten. Ancak İngilizcesi olmayanlar üzülmesin 🙂 Onların da faydalanabileceği türden bilgiler vereceğim.

İnternet üzerinde iş yapmak isteyenlerin farkettiği en önemli şey, bu işin oldukça zor gözüktüğü. Hiç bilgisayar kullanamayan biri için elbette çok zor. Fakat doğru bilgiye ulaşırsanız ve size adım adım öğreten biri olursa işiniz gayet hafifliyor.

Bunu yapan isimlerden biri de Chris Farrell. Hem de en iyi yapanlardan bir tanesi.

Chris Farrell’in sitesine üye olduğunuz zaman, size sıfırdan yardım etmeye başlıyor. En baştan elinizden tutup, başarılı bir internet işi kurmanızı sağlayacak bilgileri veriyor. Hem yazılı kaynaklar hem de videolar mevcut.

Bir çok değişik başlık altında farklı şeyleri öğreten sayfalara yönlendiriliyorsunuz. Örnek olarak başlığın birinde ilk atmanız gereken adımın ne olduğu gösteriliyor. Diğer bir tanesinde ise web sitenize ya da blogunuza nasıl trafik (ziyaretçi akışı) sağlayacağınız anlatılıyor. Hem de birçok farklı şekilde. İsterseniz sitenin içindeki linklerden Facebook’u iş amaçlı nasıl kullanacağınızı da öğrenebilirsiniz.

Genelinde video anlatımlarının bulunduğu sitede web sitenizi nasıl kuracağınızdan, hosting hesabınıza nasıl dosya aktaracağınıza, cpanel’i nasıl kullanacağınızdan nasıl kendi videolarınızı hazırlayacağınıza kadar detaylı kaynaklar mevcut. Aynı zamanda bunları nasıl paraya çevireceğiniz, bağlantıları nasıl oluşturacağınız, gerekli yerlerde hesaplarınızı nasıl açacağınız ve bunları web sitenize ya da blogunuza nasıl yerleştireceğiniz konusunda da hiçbir detayı atlamayan anlatımlar var.

Chris Farrell çok başarılı bir öğretmen. Sitesinin asıl ve tek amacı, yeni başlayan birine bu işi öğretmek. Bu konuda da ödül kazanmış bir isim. Size tavsiyem, ismini Google’da araştırmanız. Ayrıca sitesinde de insanların Facebook aracılığıyla yaptıkları yorumlara yer verilmiş. Kendisi, hiçbir bilgi sahibi olmadığınızı varsayıyor ve buna yönelik olarak anlatıyor. Evet, bütün anlatımları kendisi yapıyor. Videolardaki görüntü ve sesler ona ait.

İnternette iş yapmaya ve kazanç sağlamaya 2008 yılında başlamış ve başladığında hiçbir deneyimi olmadığından çok zorlanmış. Siz ve diğerleri gibi yeni başlayanların da aynı zorlukları yaşamamaları için bu işe girişmiş. İnternetten para kazanmanın adımlarını tek tek ve en ince ayrıntısına kadar sabırla aktarmaya çalışıyor.

Chris Farrell’ın sitesinden üyeliğinizi iptal etmek de çok kolay. Artık üye olmak istemediğinize karar verdiğiniz anda tek bir bağlantıya tıklayarak bu işlemi gerçekleştirebiliyorsunuz. Üyeliğin aylık olduğunu unutmayın.

Üyeliğinizle ilgili önemli bir detay da şu; Hosting ücretsiz. Bedava. Hem de sınırsız. Gereken araçların neredeyse hepsi size ücretsiz olarak sağlanıyor. Autoresponder servisini ise kendiniz almanız gerekiyor ki, yapacağınız tek ekstra harcama da bu kalem.

İngilizce bilmeyenler için eklemek istediğim ise şu; sitenin İngilizce olmasından korkmayın veya bu sizi vazgeçirmesin. Gereken bilgilerin neredeyse tamamı videolu anlatımlarla desteklendiği için görerek bile her şeyi anlamanız mümkün. Video da yapılanları takip ederek öğrenebilirsiniz.

Eğer internetten para kazanmak ve internet işi yapmak konusunda ciddiyseniz ve buna gerçekten bir iş gözüyle bakıyorsanız, size Chris Farrell’ın sitesini ve üyeliğini tavsiye ediyorum. Bundan başka bir kaynağa ihtiyacınız olmayacak.

 

Özcan Söylemezoğlu

ozcan@ozcansoylemezoglu.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Genel, Güncel, İş ve Ekonomi, Kişisel Fayda kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İnternetten Para Kazanmak Mümkün Mü?

Bu yazıda, internetin para kazanma amaçlı kullanımından ve bu konunun Türkiye’de uygulanabilirliğinden bahsedeceğim. İşsizliğin arttığı şu zamanlarda bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

İnternetin günlük yaşamda yoğun olarak kullanıldığı bir çağda yaşıyoruz. Önümüzdeki yıllarda, hatta aylarda bu kullanım iyice artacak. Artık yeni iş alanları bile bu ortama kaymış durumda. Ancak hala çoğu kişi bu ortamın önemini iyi kavrayamıyor.

Birçok kişinin web sitesi var. Yasal düzenleme gereği artık sermaye şirketleri de web sitesine sahip olmak zorunda olacak ve bu sitelerin yasalarca belirlenmiş belli verileri barındırması gerekiyor. İnternet kullanıcılarının büyük bir yüzdesi sosyal medya platformlarını kullanıyor. Neredeyse herkesin bir Facebook hesabı var ve onun üzerinden bilgilerini, fotoğraflarını ve videolarını paylaşıyorlar. Bu kadar sık kullanılan bir ortam bile hala hafife alınabiliyor.

Yeni iş olanakları internet üzerinde. Çoğumuzun sosyal medya diye adlandırdığı ve günlük hallerini belirtmek için kullandığı siteler, günümüz şirketlerinin neredeyse bedava reklam  yaptığı ve halkla ilişkilerini yönettiği platformlar. Müşterileriyle irtibatlarının yoğun olarak bu platformlar üzerinden yürütüyorlar. Bu siteleri yönetmek ve bu işleri yapmak için istihdam edilmiş elemanları bile var. Dolayısıyla, “Şu an Ankara’ya dönmüş bulunmaktayım.” gibisinden şeyler yazdığımız yerlerde büyük müşteri yatırımları yapılıyor.

Türkiye’de de birçok kişi internete finansal olarak eğilmiş durumda. Emekli olmuş kişiler, öğrenciler veya ev hanımları interneti aktif bir şekilde ve para kazanma amaçlı kullanmaya çalışıyor. Ancak işleri zor çünkü internetin bu amaçlı kullanımı, ülkemizde henüz yeterince bilinmiyor. İngilizce bilenler ise ulaşabildiği kaynaklardan bir şeyler öğrenip uygulamaya çalışıyor. Tabii internet kullanımının yetersiz olduğu ülkemizde bu bilgileri uygulamaya koymak başlı başına bir sıkıntı.

Ciddi bir iş kurma anlamında, internet üzerinden para kazanmak üzerine üç yıldır araştırma yapıyorum. Türkçe kaynak bulmak zor olduğu için de çoğunlukla yabancı kaynakları inceliyorum. Gördüğüm o ki, Amerika’da ve Avrupa’da bu iş çok ciddi anlamda ele alınıyor. Doğal olarak her yerde olduğu gibi oralarda da bu konunun sahtekarları mevcut. “Oralarda” dememi ben bile yadırgadım çünkü artık oralar, buralar. İnternet sayesinde her yer evimizin içinde. O yüzden hepimizin dikkatli olması gerekiyor.

Türkiye’de internet üzerinde para kazanmak denilince akla network sistemi geliyor. Bir zamanlar başımızın belası olan saadet zinciri, sanal ortama da sıçramış durumda. Altınıza üye kattıkça ve onlarda üyelerinin sayısını arttırdıkça para kazanıyorsunuz. Ancak farkında olmadığınız bir şey var. Bu sistemde ne yaparsanız yapın, asıl parayı en baştaki 2-3 kişiye kazandırıyorsunuz. Gerçekten para kazanmak istiyorsanız, kazancınızı emeğiniz doğrultusunda arttırmak ve isminize bir itibar katmak istiyorsanız ve bu işe ciddi yaklaşıyorsanız bu sistemlere dahil olmanızı tavsiye etmiyorum. Üretmeden para kazanmak her alanda olduğu gibi burada da sorunları beraberinde getiriyor. Yine de isterseniz kendiniz araştırın. Şimdi bir de matris sistemi diye bir şey var ve güya kazançları daha fazla ama yukarıda saydığım dezavantajlar bunun için de geçerli.

Öncelikle ihtiyacınız olan şey bir web sitesi ya da bir blog. İkisi için de kendinize ait bir alan adı satın almanız önemli. Web sitesi söz konusu olduğunda içerisinde herhangi bir ürün veya hizmet satabilirsiniz. “Affiliate Marketing” denilen yani satış ya da kar ortaklığı adlı sistemi kullanabilirsiniz. Bir ürün için satış ortağı olursunuz ve sitenizde o ürünle ilgili bilgilendirici bir tanıtım yapar ve bağlantısı üzerinden satmaya çalışırsınız. Bloglar söz konusu olduğunda ise içerik ağırlıklı bir iş planı oluşturmanız gerekiyor. Aynen benim bu sitede yaptığım gibi, bilgilerinizi ve deneyimlerinizi içeren içerikler hazırlarsınız ve okuyucu sayınızı arttırırsınız. Arkasından da güvendiğiniz ürünleri, seçeceğiniz uygun bir yolla satışa sunarsınız. Bu arada web sitelerinde sanal pos uygulaması kullanarak kendi ürünlerinizi kendiniz de satabilirisiniz. Ancak bunun yıllık bir kira bedeli var ve kurulması için de ayrıca ücret gerekiyor. Blogların avantajı, yazdığınız içeriğin kapsamına göre çok sayıda anahtar kelime içermeleri. Anahtar kelime kullanımı ve bunların sıklığı, arama motorlarında üst sıralarda çıkmanıza yarar. Yani bulunurluğunuz artar. Bu da sitenize akan bir trafik anlamına gelir. Web sitesi trafiği demek, dükkanınıza giren müşteri demektir ve ne kadar fazla müşteri çekerseniz o kadar fazla satış yapma şansınız olur.

Web sitesi ya da blogunuzdan para kazanma yollarından biri de adsense. Google reklamları. Aslında bu sistem eskide kaldı. Aradığınız şeyle ne kadar alakalı olursa olsun kimse bu reklamlara tıklamıyor. Lütfen söyleyin, en son ne zaman bir adsense bağlantısına tıkladınız? Ben bu yöntemi de tavsiye etmiyorum ve bel bağlanacak bir kazanç olarak görmüyorum. Bunun yanında yazı içinde geçen metin reklamları var ve bunlar da ne yazık ki aynı kaderi paylaşıyor.

Değinmek istediğim bir şey var. Yazı içinde kimi yerlerde İngilizce terimler kullandığımı fark etmişsinizdir. Mecburen bazı yerlerde kullanmaya da devam edeceğim. Bunun sebebi de internet literatürünün, özellikle de dijital pazarlama terimlerinin hepsinin henüz Türkçe karşılıklarının olmaması. Yoksa Türkçe bir metin içinde yabancı kelimeler kullanma meraklısı değilim. Türkçeye özen göstermekten yanayım.

Tavsiye etmeyeceğim şeylerden biri de sayfalarınızda, okuyucunuzun karşısına “ahanda” diye çıkan ve sayfayı görmesini engelleyen reklam yöntemleri. Bunlar, karşılaştığımda benim için olduğu kadar herkes için rahatsız edici ve üstelik soğutucu.

Tavsiye etmediğim yöntemleri bir kenara bırakıp biraz da neler yapmanız gerektiğinden bahsedeyim. Yazı ağırlıklı bir web siteniz olduğundan yola çıkacağım. Yani bir blogunuz var. Öncelikle şunu yapabilirsiniz. “Niche” denilen bir alan belirleyin kendinize. Niche, bir konunun içinde daha dar bir başlığı ifade ediyor. Örneğin, sağlık sektörünün içinde kilo verme, niche bir başlık. (niche diye yazılır, niş diye okunur) 🙂 Bu dar başlıkla ilgili bilgili olmanız gerekiyor. Yapacağınız şey bu alanda samimi yazılar yazmak olacaktır. Bütün bilginizi ve tecrübenizi bu yazılara doğru ve içten şekilde aktaracaksınız. Bir süre sadece yazın. Yazılarınız biriksin. Belirli bir noktadan sonra sitenizden ve dolayısıyla yazılarınızdan para kazanmaya başlayabilirsiniz.

Yazılarınız biriktikçe trafiğiniz de artacaktır yani sitenize yazılarınızı okumaya gelenlerin sayısı artacaktır. Bir süre sonra da, eğer içeriğinizi dürüstçe ve doğru şekilde bilgilendirme amaçlı hazırlıyorsanız, okuyucularınızla aranızda bir güven oluşacaktır. Lütfen internet üzerinde ve özellikle size ait sitenizde kimseyi kandırmaya çalışmayın. Yanlış bilgiler vermekten uzak durun. Siz, isminiz etrafında bir güvenilirlik oluşturmaya çalışıyorsunuz. Bunu yanlış temeller üzerine kuramazsınız.

Zamanı gelince satış ortaklığı programlarına kayıt olabilirsiniz. Yalnız bir ürünü satabilmek için önce sizin kullanmanız gerektiğini unutmayın. Hakkında fikriniz olmayan bir ürünü tanıtamazsınız. Bir ürüne kayıt olduktan sonra da, o ürün hakkında bilgilendirici bir yazı hazırlayıp, ürün satışına giden bağlantıyı (linki) yazının herhangi bir yerine, ortasına veya sonuna koyabilirsiniz. Bu bağlantı üzerinden yapılan satışlardan komisyon kazanırsınız.

Web sitenizin belirleyeceğiniz bir yerinde e-posta kayıt sistemi de kullanabilirsiniz. Böylece okuyucularınızın e-postalarından oluşan bir liste hazırlamaya başlarsınız. Uzmanlar, verdikleri her bilgide liste oluşturmanın öneminden bahsediyorlar. E-posta adreslerini aldığınız kişilere ise, daha sonra belirli aralıklarla e-postalar göndererek, hali hazırda satışa sunduğunuz ya da yeni olarak satışına aracılık ettiğiniz ürünleri duyurabilirsiniz. E-posta adreslerini toplamanın inceliği de, kayıt olanlara ücretsiz (bedava) bir başka ürün vermekten geçiyor. Bu bir “newsletter” da olabilir, ücretsiz bilgi veya program da olabilir. Önemli olan sunduğunuz şeyin ziyaretçileriniz için değer taşıması. Web sitenize koyduğunuz bilgilendirici veya tanıtıcı videoyu izlemeyi, e-posta adresi ve isimlerini girme şartına da bağlayabilirsiniz. Yalnız ne yaparsanız yapın, ziyaretçilerinizin ve size kaydolanların posta adreslerini çöple (spam) doldurmayın.

Satış ortaklığı (affiliate marketing) ürünlerini toplu halde bulmak ve incelemek için size www.clickbank.com adresini öneriyorum. Burayı incelemenizde fayda var. Burada ücretsiz bir hesap açtırıp işlem yapabilirsiniz.

Bir şeyi yapabilmek için en azından o şeye bir  yerinden başlamalısınız. Her iş gibi bu alanda da kazanmak için önce biraz yatırım yapmanız gerekiyor. Bu yatırımı önemli olan bir iki şeye yapacaksınız. Öncelikle bir alan adı ve barındırma ücreti ödeyeceksiniz. (domain ve hosting) E-posta listesi oluşturmak için e-posta adreslerini toplayan bir programa da ihtiyacınız var. Ücretsiz bir tane de kullanabilirsiniz ya da Aweber gibi paralı bir hizmete de başvurabilirsiniz. www.aweber.com Bu program en çok kullanılanlardan. Tabii ki bir de tanıtımını yapacağınız ve satışına katkıda bulunacağınız ürünlerin alımı var ama bu zamanla gerçekleşecek bir işlem. Önemli olan internet üzerinde bu konuyla ilgili bilgi toplamanız. Okuyun, araştırın. Mutlaka çeşitli kaynaklara ulaşacaksınız fakat temel bilgileri iyice öğrenmeden satın alım yapmayın. Karşınıza 29-49-69 dolar gibi fiyatlarla boyalı bir sürü seçenek çıkacaktır. Dediğim gibi hemen atlayıp satın alım yapmayın. Bu iş bazılarının reklamını yaptığı kadar kolay değil. Konuyla ilgili araştırmalarda www.youtube.com adresini kullanabilirsiniz. Ciddi olanların üzerine eğilin.

Bu konuyla ilgili zamanla daha çok şey yazacağım. Bilgi için Jeff Johnson ismini araştırabilirsiniz. Blogunda bir sürü ücretsiz bilgi bulunmakta. Herhangi bir şey satın almadan epey şey öğrenebilirsiniz. Görüşmek üzere.

 

Genel, İş ve Ekonomi, Kişisel Fayda kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 5 yorum

Doğum Kontrolü Mü? Hadi Canım…

Geçenlerde bir yazı okudum. Şehirlerin geleceğinin nasıl olacağıyla ilgiliydi. Daha doğrusu metropollerin, ileriye yönelik olarak şimdiden nasıl şekillenmesi gerektiğiyle ilgili bilimsel yorumları içeriyordu. “Gelecek, şehirden uzaklaşmak için hızla uzaklaşan arabalarda değil, göğe yükselen binalarda.” tadında bir de sloganı vardı. Okuduğumda bende uyandırdığı duygu, zekaya tanıklıktan ziyade, aptallığa şahitlikti.

Artan nüfusu barındırabilmek için binalar gittikçe yükselmeliymiş. Ancak bu şekilde insanlara verimli yaşama alanları sağlanabilirmiş ve şehirler bilgi, fikir, mal ve para alışverişi için en uygun mekanlarmış. Ben, iktisat mezunu olduğum için olsa gerek, maliyetlerin düşük tutulmasına yönelik bir şeyler biliyorum elbette. Ancak zaten kalabalık olan metropollerin daha da kalabalıklaşmaya teşvik edilmesini ve bunun iktisadi açıdan daha iyi olduğu fikrini anlamıyorum. İktisat mezunu olabilirim ama zamanında birçok şeyin yanında psikoloji, sosyoloji ve özellikle matematik ve fizik de okudum. Bu da bana söylüyor ki, nüfusun bir seviyeden sonra artması pek iyi bir şey değil.

Nüfus artışıyla beraber, özellikle kontrolsüz olanıyla, birçok sorun baş gösteriyor. Bunların başlıcaları sağlık, güvenlik ve beslenme. Bakın henüz barınma demedim. Yönetim demedim. İstihdam demedim. Yer sorunu demedim. (Fiziksel açıdan.) Bu sorunların önüne geçmenin yolu ise tabii ki yüksek binalar olamaz. Ben bunları söyledikten sonra bazılarının hızlıca cevabı verdiklerini biliyorum. Doğrusu cevap çok basit. Nüfus kontrolü.

Dünya nüfusunun on milyara doğru gittiği söyleniyor. Aman tanrım; ON MİLYAR. Afrika kıtasının çoğu hala yoksulluktan, hastalıktan ve gıdasızlıktan kırılıyor. Fakat genel kanının aksine, dünyadaki besin kaynakları bu insanları doyurmaya yeterli. Durumun sebebi ise bu kaynakların doğru paylaştırılamaması. Dünyanın bazı kesimleri bu ve benzeri sorunlarla meşgulken, on milyarlık nüfus insanı gerçekten korkutuyor.

Geçenlerde de haberlerde Türkiye’nin nüfus artışının %1,5 gibi bir oranda azaldığını duydum. Aman ne güzel haber bu. Keşke yıllar önce sabitlenmiş olsaydı. Bu oranlar bana, ülkemizin özellikle doğu kesiminde işlerin kesat olduğunu düşündürdü. Hani 10-15 çocuklu aileleri gördüğümüzde dudaklarımız uçuklar ya… Bir de bunun 30-40 çocuklu örnekleri var tabii. Türkiye’nin nüfusu nereden besleniyor? Ağırlıklı olarak doğudan. Peki neden?

Şimdi teknolojinin fazla gelişmediği zamanlardan bahsedeceğim. Tarıma dayalı ekonomilere sahip ülkelerde, insanlar fazla çocuk yaparlar. Bunun sebebi fazla erkek çocuk tutturmaktır. Erkek çocuk demek, o ağır şartlarda çalışacak işçi demektir. Fazla işçi, daha kolay ve hızlı ekim ve hasat demektir. Fazla çocuk aynı zamanda kalabalık ve güçlü bir aşiret demektir. Aşiretler de derebeylik rejiminden kalma eski bir gelenektir. Artık teknoloji de geliştiğine göre, insana dayalı tarım da eski bir GELENEKTİR. Lütfen. Sözün özü, artık bu insanların bu kadar fazla çocuk yapması gerekmemektedir. Fakat dinleyen ya da farkına varan kim?

Zamanında hepimiz televizyonlarda gördük; doğum kontrolü konusunda halkı bilinçlendirmek için uzmanlar ülkenin belirli kesimlerine gittiler ve eğitim vermenin yanında insanlara prezervatif de dağıttılar. Sonra ne oldu? Prezervatifler balon oldu. Hem de çocukların ellerinde. Doğum kontrolü “doğan”ın elinde. Dünyanın az gelişmiş bir çok kesiminde de durum benzer şekilde. Şu an küresel çerçevede gerçekleşen olaylara baktığımızda ise ne görüyoruz? Doğum kontrolü doğanın elinde. İklimler değişti, doğal kaynaklar azaldı, ağaçlar yok oluyor. Birbiri ardına felaketler meydana geliyor. Bunların yanında tabii ki fazla nüfusun getirileriyle ilgili az önce saydığım sorunlar da var. Dünya ve doğa, üzerinde ve içinde yaşananlara müdahale ediyor.

Aklı başında olan insanın varacağı sonuç tabii ki, nüfusu kontrol altında tutmanın gerekli olduğu. Yalnız bir sürü aklı başında geçinen insan ne yazık ki bu sonuca varamıyor. Yani modern sayılan insanları da aklı başındalığa örnek gösteremiyoruz.

Bitirmeden buna örnek vermezsem çatlarım 🙂 David Beckham ve eşi fabrika gibi çocuk yapıyor. O herkesin hastası olduğu Brad Pitt’in sevgili karısı dördüncü çocuğuna hamile. Ne güzel evlatlık alıyor diye takdir ediyordum. Her halde iki takıma bölüp maç yaptıracaklar. Yakın gelecekte işimiz zor. Benden söylemesi…

 

 

Genel, Güncel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın